Akdeniz Turu -haziran 2005-

Sonunda Memo da parayı denkleştirip Honda xl200 aldı ve hemmen bir uzun yol planı yaptık. Aslında başta amacımız Karadeniz'e gitmekti ve fakat 200lük motorlar ve yetersiz deneyimden dolayı Karadeniz'i gelecek seneye ertelemeyi daha münasip bulduk. Karadeniz yerine de "Ha karadeniz ha akdeniz, ikisi de deniz değil mi yahu" diye kendimizi ikna ederek Akdeniz'e doğru yola çıktık.

Motorla feribota binince numarasız bilet veriyorlar. Bu durum da yerlere oturmamızı, ve hatta uzanaraktan
yayılmamızı meşrulaştırıyor tabi ki.










Bandırma hatırası.










Faruken yol sormak için ilerdeki çobanların yanına
gitmiş. Memo ise asosyal olduğundan uzakta duruyor.
Ama eğer o asosyal olmasaydı şu durumu kim
fotoğraflan belgeliyor olacaktı ha? Kim?..








Memo asfaltın azıcık dışına çıkınca motoru
devirivermiş, esef içinde eserine bakıyor...









Faruken bollaşan zincirini germek çabası içinde.










Manisa girişi. Ya da çıkışı. Tam hatırlıyamadım...










Bafa Gölü kenarında kümbet.










Bizim baloncu Rıza Külegeç'in Gümüşlük'teki yeri
Limon Kafe'nin girişi. Akşam da Rıza Abi'nin evinde
kaldık.









Limon'da sabah.










Limon'da ikindi.










Limon'da akşam.










Gümüşlük dolaylarında eski bir taş ocağı olduğunu
tahmin ettiğimiz bir yer. Şşş, süper konser verilir orda haa,
bendan duymuş olmayın gümüşlüklüleer!..










Eee, o mekanda Memo da artistik poz vermezse eksik
kalır, değil mi?..










Bodrum'dan aşağı kıyıdan gidip Ören'e çıkmaya çalışırken girdiğimiz Mazı yolu.









Burası da aynı çalışma esnasında kaybolduğumuz
yerlerden biri. Sanırsam tuvalet molası olması lazım.










Bu da başka bir kaybolma esnası. Allahtan deniz var da
güney ne taraf biliyoruz.










Faruken ve motoru. Ören dolayları.










Fethiye'den hemen önce mola.










Büfeci de eski motorculardanmış be.
Buralarda her yerde bu Javalardan var.









Faruken endurocu gibi değil gibi...










Gece ölüdenizde zor bulduğumuz kamping. Efendim,
Faruken gençliğinde sık sık ölüdeniz'e tatile gelip
bomboş koyda çadır kurarmış. Bir büfe kulübesinden
başka bina yokmuş burada. Son olarak da bundan tam 23
sene evvel gelmiş. O yüzden nostaljik bağlamda pek de
heyecanlıydı kendisi. Ve fakat artıkın koyun silme
bina dolduğunu ve İngiliz-Rus arazisi olduğunu tahmin
etmiyordu tabi ki...




Sabah mükemmel çadır şartalarında uyanmış
olan keyifli Faruken ve keyiften hala uyuyan Memo...









Ayakkapları böyle asınca içine böcek mi girmiyodu,
yılan mı girmiyodu ne? Valla Mister No'nun vardı
bi bildiği ama ben unutmuşum...









Su Altı Farukeni.










Su Altı Farukeni su üstüne çıkarken.










Su Altı Memosu'nun kıçı.










Ölüdeniz'de son gece. Faruken anılarına veda ederken.










Faralya yolu.










Faralya köyünde George House'da akşam yemeği.










Motorları George House'a bıraktık. Niyetimiz
köylülerin on dakikada inebileceğimizi sölyedikleri
yamaçtaki patikadan aşağı inmek. Aşağıda Kelebek Vadisi...









Evet, on dakikalık patikanın ilk dakikaları.










İşte on dakikada inilecek patikadan hoş bir etap.










Evet... On dakika...










On dakikada inebileceğimiz söylenen patikadan
iki buçuk saate indik. Memo'nun boku çıkmış...









Faruken'in de boku çıkmış ama kurnaz olduğu
için gözlük takmış, anlaşılmıyor.









Kelebekler güzel yer be...










Ağaç ev.










Ehe ehe ehe.










Ehehehehehehehehe...










Ehohohohohohohohoho!..










-Bir kuş!
-Bir uçak!
-Hayır bu Memo!..









Kayanın altında aceba ne var?










Şnorkel tabi ki bizi kesmedi ve tüplü dalışa
karar verdik. Memo'nun tek yıldız brövesi var,
Faruken'de deneyim sıfır...









Faruken ortama alışıyor.










Ulan deneyim sıfır dedik ama herif
iki dakkada arkeolojik kalıntı buldu be...









Var ya ordan tepemize bi taş düşse
pestilimiz çıkar haa...









Ağaç kayayı yemiş.










Efenim, on dakkalık patikayı ikibuçuk saatte
indikten sonra tabi ki tekrar çıkmayı gözümüz
yemedi. Dönüş tekneyle Ölüdeniz'e, oradan bir şekilde
tekrar Faralya'ya gitmek şeklinde vuku buluyor.









Faralya'ya gitmenin yolunu ararken tur şirketlerinin
afişlerine de bol bol baktık haliyle. Ve dedik ki, yahu
dağcılık yaptık, dalış yaptık, ayağımızın
dibinde fırsat varken niçün uçmuyoruz?..
Uçtuk da netekim.







Uçmanın bünyede yarattığı eblehçe mutluluk
hissini Memo'nun suratından okuyabiliyoruz.









Bu yolculuğa çıkmadan önce bilhassa aile efradından
pek çok kişi "Aman Dalyan Kaş arasındaki yol çok fena,
çok virajlı, şöyle tehlikeli, böyle tehlikeli" deyip durdu.
İnanmayınız efendim, bu yolculuktaki en keyifli,
manzarası en güzel, virajları en yumuşak yol bu idi.
Tabi Boğaz'da sürat yapanlardansanız yandaki uçurum sizin içün biraz tehlike arz edebilir...





Kaş'ta bir yemek yedik o kadar.










Akşam Olimpos'a vardık. En önemli meselemiz olan
çamaşır meselesini Şerif Pansiyon'un çamaşır
makinesinde hallettikten sonra artık çamaşır asmak
işi bizim için büyük bir keyiften ibaretti.
Yaşasın temiz donlar, yaşasın temiz çoraplar!..








Olimpos'tan çıkıp Kumluca'daki Honda servisine
gidip motorlara bir güzel bakım yaptırttık.









Afyon'a doğru akşam üzeri.










Afyon'dan sonra Bursa yolunda Mezit Deresi var. Yol,
kıvrıla kıvrıla giden bu derenin üzerinden tam
11 kere geçiyor, ve haliyle 11 adet Mezit Köprüsüne
yol açıyor. Bu 2 no.lu Mesit Köprüsü.








Mola.










Bursa civarlarına akşam üzeri vardık ve Bandırma'ya
yetişmeye zorlamaktansa son akşamı Uludağ'da
geçirmeye karar verdik.









Uludağ eteklerinde artis Faruken.










Uludağ eteklerinde eğlence.










Uludağ eteklerinde artis Memo.










Uludağ'ın otelleri. Tabi Haziran'da biraz boşça.










Uludağ'da gece.










Aşağıda Bursa kavruluyor, fekat yukarıda hava gayet
serin. Gece tabandan soğuk alıp motoru bozmamak için
yanımızdaki bütün giysileri çadırın
tabanına serdik.








Uludağ'da sabah.











Faruken erkenden kalkmış, ateş yakmış,
yumurta pişiriyor.









Memo Faruken'in pişirdiği yumurtaları lüpletiyor.










Uludağ'da çekilmiş geniş planlı hemen her fotoğraf
takvim fotoğrafına benziyor. Bu yüzden buyrun Haziran 2005 takvimi...

pt.....s.......çr......pr.....c.....ct.....pz
..................1......2......3.....4.......5
6.......7.......8......9.....10.....11......12
13.....14.....15....16.....17.....18.....19
20....21......22...23.....24.....25.....26
27....28.....29....30




Neydi bunun adı? Telesiki miydi, telesiyej miydi?..










Burası Uludağ'ın küçük zirvesi. Faruken bu zirveden
aldığı taşı (elinde görülmektedir) halen çalışma
masasında hatıra olarak bulundurmaktadır.









Feribotla başlayan bu süpersonik yolculuk
işte yine feribotta nihayete eriyor...

5 comments:

bizwhiz said...

hey, nice pictures:) wanna let me know how i can contact u on how to make the picture link?

copyright © laliberte - 1994 said...

cok guzel... ben de gezdim sizinle valla

selim said...

şahane
ancak yeni tarihli birşeyler yok mu? kaldırın bir tarafınızı! yeni maceralar istiyoru(z)...

Cloud (Çağrı Öztürk) said...

mizah dergisi gibi gezi yazıları, harika!!!

Fatih IGREK said...

faruken ve memo, dünyadaki en süpersonik insanlarsınız! bunlar sizin bokunuzu yesin bence: http://www.youtube.com/watch?v=nRz8HoVV1ao