samandere şelalesi ve yedigöller-temmuz 2007

Pendik'te kahvede batak oynarken Ramiz abi "oum hadi bi geziye gidelim, şöyle bir gün konaklamalı falan" deyince hemen bir güzergah belirleyip Bolu Yedigöller'e karar verdik. Ekip, ben, Ramiz abi ve İshak'tan oluşuyordu. Bu sefer geziyi dört motor yapalım diye Memo'yu aradım, dedim "böyleyken böyle" ... "eee. süper olur ama..." deyince gene yetiştirmesi gereken işleri olduğu için gelemeyeceğini anladım. Bir son dakika golü de Ramiz abi'den geldi. Yenge yazlıktan arayıp "hemen buraya geliyosun" deyince geriye İshak'la ben kaldık. Sabah yedide kahvede buluşup demlenen ilk çaydan içtik ve yola koyulduk.




Kartal'dan otobana girip Bolu'ya doğru giderken bir dinlenme tesisinde ilk molamızı verdik.
Burda İshak üç boyutlu fotğraflara bakıyor.
"Olum miki, fotoraflar süpermiş lan, gerçek gibi"











Çaylarımızı ve suyumuzu alıp bir masaya kurulduk.



Biraz sonra bir motorcu arkadaş daha mola için yanımıza park edince hemen muhabbeti kurduk. Arkadaş avukatmış. Ankara'ya gidiyormuş. Bolu'ya kadar bize eşlik etti.










Avukat beyi yolcu ettikten sonra Bolu dağında manzaralı bir tesiste yemek için durduk. Motorlar güneşte pişmesin diye mutfağın önünde gölgeye çektik.











Burda haritaya bakıp güzergah belirliyomuş gibi poz veriyoruz garson da gülerek fotoğrafımızı çekiyor.


Bu sinek arkadaş ta otobanda bize katılıp Bolu dağına kadar geldi. Yazık yaa.

İşte yemek yediğimiz yerin manzarası


Tesisin güzel bir hizmeti de masaya dürbün getirmesi.

Masaya dürbün gelmişken dijital fotoğraf makinasını dürbüne dayayıp fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik.



Karnımızı doyurup manzaramızı da seyrettikten sonra Samandere şelalesine giden köy yollarından bir rota belirleyip yola koylduk.

İshak'ın "felaket sıcak olmaya başladı miki.. ben montu çıkarıyorum" dediği an.

Harbiden çok sıcak, asfalt erimiş.. ayakkabılarımızın altı ve tekerlekler yapış yapış oldu... O kadar sıcak ki bir atı bile terleyebilirim...

Tabelasız yol ayrımlarından dolayı Samandere şelalesini bulmak biraz zaman alacak gibi görünüyor.

Biseklet süren çocuk "abi ben de büyüyünce böyle bi motor alıcam dünyayı gezecem" dercesine bize bakıyordu. İletişim kurmak için yanımıza çağırdım. "abi kafayı mı yedin.. bu sıcakta o mont giyilir mi" deyince o bakışın gerçek manasını anlamış oldum.

Bisikletli çocuk gülerek uzaklaşırken biz de şu köy kahvesinde mola verip bi çay içelim dedik.

Çaylarımızı içerken şelaleye giden yolun tarifini alıyoruz. Çok kolaymış, ilerden köprüyü geçince dümdüz gidecekmişiz.

Abi nasıl dümdüz yaaa?... köprüyü geçtikten sonra tabelası olmayan en az 5 tane "V" şeklinde yol ayrımına rastladık. Hangisinin dümdüz tarifine girdiğini iç güdüsel seçmeye kalkınca da gene kaybolduk tabi.

Bu sıcakta sokaklarda çocuklardan başka kimse olmadığı için yeni yol tariflerini onlardan aldık

Yok abi Samandere şelalesini bu gün bulamiycaz galiba. Şu gölgede motoru biraz soğutalım hararet yaptı.

Kışlık montla bu sıcağa daha fazla dayanamadım ben de montu çıkardım valla. Montu çıkarmak için durduğumuz yerdeki tabelanın ne demek istediğini anlamadık zira etrafta ne boru ne de boruya benzer hiç bi şey yoktu.

Derken ağaçların arasından elinde boruyla bir dede çıktı. İlerdeki köye yürüyerek gidecekmiş. Atla dede götürelim dedik.

Rıdvan dedeyi köyüne bıraktık ama o bizi bırakmadı. Tarlada çalışan oğlunu da çağırıp bizi evine bişeyler ikram etmeye çağırdı.

Bu artistik fotoyu Rıdvan dedenin evine doğru giderken İshak çekti.

İşte Rıdvan dedenin evi.

Rıdvan dedenin oğlu bahçeye sermek için halı getiriyor.

Kavun, karpuz, peynir, zeytin ekmek şahane sofra kurduk.

Biz yemeğimizi yerken Rıdvan dedenin misafirleri geldi hep beraber yedik. Rıdvan dede "misafir misafiri sevmez ama olsun" diye şaka yaptı bize.

Bir şelale yolu tarifi de Rıdvan dededen alıp tekrar yola koyulduk.

Ohooo.. her manzaralı yerde durup fotoğraf çekersek şelaleyi bulmadan kalacak yer bulmamız gerekir.


Ben biraz hızlanıp önden gittim ve kamerayı şöyle artistik bir açıya ayarlayıp İshak'ı gelirken çekeyim dedim. Yere yatıp kuruldum. motor sesi gelince kamerayı çalıştırdım ve beklemeye başladım. Fakat motor yaklaştıkça sesi bi başka gelmeye başladı. Meyer...

Neyse hava kararmadan bulduk şelaleyi.

Makinaları gölgeye aldık.

Dur bakalım neymiş bu şelale.

Haydaaaa.. Bunun için mi geldik bu kadar yolu.. iki taşın arasından bir buçuk metreden akan suymuş.

Madem geldik, biraz fotoğraf çekelim bari dedik. Yarım saat falan o iki taşın arasından akan suyun fotolarını her açıdan çektik.

Biraz aşağılara ilerleyince suyun biraz daha yüksekten aktığı bir yer bulduk.

Aha.. şurda bi merdiven var aşağı iniyo.

Bu arada etraftaki ağaçlar bu sene iyi taş yapmış.

Meğer asıl şelale daha aşağıdaymış. iki taşın orda boşuna yarım saat takılmışız.

Aşağılara indikçe korkunç olmaya başlıyo. Çok derin bir çukurun içine dökülüyor su.

Hakkaten güzel şelaleymiş gidiniz görünüz tavsiye ederiz.

Kaynaşlı'ya doğru giderken çok keskin bir virajda bu lastiklere rastladık. Demek okadar çok araba virajı alamamış ki bunları koymak zorunda kalmışlar.

Çok susadım valla.

Kaynaşlı'da zincir temizleme operasyonu.

Motorcu aleminde arka tekeri elle benden hızlı çevirebilen yoktur.

Ishak'ın gazına gelip öğle vakti montu çıkarırsan, na böyle amele yanığı olursun işte.

Kaynaşlı hatırası.

Sabah beş yıldızlı otelimizin altı yıldızlı otoparkından motorlarımızı çıkarıyoruz

Öyle deme beey.. hiç ddilse kapalı yerde kaldı motorlar.


Mengen üzerinden Yedigöller istikametine sapınca yollar gittikçe bozulmaya başlıyor. Yollar bozuldukça ben ve transalp sevinmeye, İshak ve Piaggio'su ise söylenmeye başlıyo haliyle.


Mengen'den Yedigöller'e sapmadan önce İshak'ın "depoları fulleyelim miki... göllerde benzin falan bulamayız" ikazına "sittiret moruk dağ başında benzin biterse macera olur.. ehe.. ehe..." deyip ben benzin almadan çıktım. Burası da benzinimin bittiği yer. Yarım metre gölge yok valla.

Bulunduğumuz noktadan 15-20 km uzaklıkta Eğerci diye bir köyde benzin istasyonu olduğunu öğrendik.

Neyse ki yedek depo istasyona kadar götürdü de bu sefer fulledim.

Dolu depoyla Yedigöllere doğru giderken sıcak hava ve bozuk yolda düşük vitesle gittiğimiz için sık sık hararet molası veriyoruz.


Hararet molalarından birinde yanımıza gelen köpekle bisküvilerimi paylaşıyorum.

İshak ta bu arada, kulubemsi yapının arkasında manzara seyrediyormuş edasıyla çişini yapıyor.

Ve işte yedigöller. Bir kulube ve bir amca.
-Selamün aleyküm dayı.
-Aleyküm selam. Hoşgeldiniz.
-Hoşbulduk. Dayı karnımız acıktı yemek yiyeceğimiz yer var mı burda?
-Yok
-Tost falan yapan yer de mi yok?
-Burda benden başka kimse yok. Bana da haftalık erzak gelir Bolu'dan o kadar.
-Eee.. napıcaz bisküviler de bitti.

Bari şu çeşmeden su dolduralım. Buraya gelecek olanlara tavsiye: kalacak yer yok, yiyecek bulmak mümkün değil. Tüm ihtiyaçlarınızı yanınızda getirin. Ama yollar enfes, tam enduroluk.

Aç karına gölleri hızla gezip fotoğraf çektik.










11 comments:

hüseyin serhan said...

abi helal olsun macera action sizde.

Buğra said...

valla çok güzel gezip dolaşıp fotolomışsınız yaşamış gibi oldum...

caner said...

çok beğendik inekle su içmen ayrı bi güzel garajda bizde onlardan oluyoruz ben caner'in babası hudson dan şükrü

tuncer said...

gerçekten hoş bir anlatım olmuş , resimlerle gezmiş kadar oldum .17

MR. said...

Ehehe süpper olmuş iyi dağ yapmışsınız.Ee geriye dönerken kaybolmadınızmı tekrardan..

MR. said...

Ehehe süpper olmuş iyi dağ yapmışsınız.Ee geriye dönerken kaybolmadınızmı tekrardan..

kadirozyurek said...

gerçketen yerinizde olmak istedim... benimde amacım endurocu olmak... imredim walla... başarılar

zodiacc said...

yaw abim buralara kadar geliyosunuz, gelmeden önce insan doğan haber ajansına bir haber yaptırır karşılardık. bakın aç kalmışsınız yedigöllerde.

Mr. Lawyer said...

Üstadlar, geziniz fevkaladenin de fevkinde şahane olmuş. Ben sizden Bolu'dan ayrıldıktan sonra yola irtifanında etkisiyle biraz daha serince devam ettim. Anıtkabirde Ata'nın huzuruna bir kez daha çıkmış oldum. Umarım bir kez daha karşılaşırız Güzel Anadolu'nun kollarında, yollarında...
Avukat Hakan AY - Aprilia Scarabeo 500 ,0 Rh+

gokhan said...

DİKKAT BORU VAR ve hemen ardında dalların arasında Rıdvan Amca Elinde PVC borusuyla.Buna kısa film bile çekilir.
:)

Cloud (Çağrı Öztürk) said...

Ben de koptum boru olayına. Hey gidi yurdum insanı bee.