ayvalık-haziran 2007-

Selda ile ben (Memo), Selda'nın sabah sekiz akşam beş şeklinde seyreden iş yaşantısı sebebiyle birlikte motora binecek ve uzun yol yapabilecek vakit bulamamakta idik. Ne zaman ki Selda'nın çalıştığı şirketin yıllık eğitim toplantısının ayvalıkta yapılacağı kesinleşti, o zaman hemmen motor kıyafetlerimizi giymek suretiyle yola hazırlandık.


Selda ile Memo, yolculuk öncesi otopark sevinci.










Memo yeni yazlık montuyla daha da bir sevinçli gibi sanki.










Güneye doğru yola çıkan her motorcu
feribotu tadacaktır.










Unutmayalım ki bu bir iş gezisi. Şirket ekibiyle birlikte
yol alırken iş ciddiyetini elden bırakmak

kattiyyen
olmaz.









Feribot güzeli Seldoşka.


















Orman adamı Memo.










Ayvalık'a akşam üzeri vardık, yerleşmekti soyunup
giyinmekti derken efendim gece oluvermiş, ve sıra bir iş
gezisinin en güzel kısmında: İş yemeği!.. Şimdik
gelsin lüferler lakerdalar, gitsin kalamarlar ahtapotlar!..
Hepsi de şirketten!..








Efenim, iş gezisi dediysek sadece Seldoşka için iş gezisi
değil ya, benim için de iş gezisi. Çünki haftada bir
çizdiğim ekonomi gazetesi vinyetimi buradan çizip,
tarayıp, renklendirip internetten göndermem gerekecek.
Tarayıcıyı taşımaya yerimiz olmadığı için
taramak yerine fotoğrafını çekiyorum. Uyanıklık
diye buna denir.






Olaya 'Tatilde iş yapmak' diye bakarsak pek hoş değil.
'İş sırasında tatil yapmak' diye bakarsak pek hoş.










Ben işimi öğlene kadar bitirdim, ama Seldaların olayı
mesai şeklinde akşama kadar devam ediyor. Ee o vakit
motorla çıkıp civarı dolaşmamda ne sakınca var?..
Hiç bir sakınca yok... Hemmen önceki günden beri
kulağıma çalınıp duran "Şeytan Sofrası"nı
aramaya koyuldum.







Şeytan Sofrası Denilen yer gayet süpersonik manzaralı bir tepe.
Daha doğrusu tepedeki çay bahçesi desek daha doğru olur, zira tepenin tam
manzara noktasına kurulmuş 'Şeytan Sofrası' isimli bir çay bahçesi mevcut.
















Şeytan bey buraya, şu kafesin içindeki yere ayak basmış.


















Şeytan abi niye tek ayağını basmış, bir adımının
uzunluğu ne kadarmış, tepeden tepeye sekerek mi
gidiyormuş, burda tek ayak üstünde dururken mi sofra
kurup yemek yemiş, bu sorular halen cevaplanamamış
çok acayip sorular...








Fekat manzara süpersonik.










Manzara süpersonik demiş miydim?


















Süpersonik manzara da bir yere kadar diyoruz ve
motora atlayıp Şeytan Sofrası'nın karşısındaki
diğer tepeye gidiyoruz ve sofraya bir de karşıdan
bakıyoruz.









Şeytan, yüzyıllar önce ayak bastığı topraklara geri
dönmüş, bu defa kafasını sürtüştürüyor, saçlarıyla
sofrayı süpürttürüyor.











Buralar bi aralar yanmış, yanık ağaçlar da ekolojik denge hesabı ortalıkta bırakılmış. Az önceki
bir fotoğraftaki bir tabelada bunlar yazıyordu zaten ama ben bir kez daha söyliyeyim dedim.



İşte yanık ormanın tabanında hayat yeniden
yeşermeye başlamış bile yahu...










Şimdiki amacımız bu tepeden aşağı inmek
ve karşıki tepelik gibi kayalık gibi yere ulaşmak.
Her ne kadar fotoğrafta her hangi bir toprak yol gibi
gözüküyorsa da insanı inceden tırsıttıran çok
dik bir yokuş burası. (Valla billa öyle ya, bana mı
inanıcaksınız fotorafa mı)







Tırsıtıcı dik yokuş inebilmenin haklı gururu.










Tepelik gibi kayalık gibi yerde motoru devirmenin
ve yeni taktırılmış bilmem kaç milyonluk Transalp
aynasını kırmanın haklı surat ekşitmesi...










Akşama doğru Seldaların toplantı bitince hep birlikte
arabalara doluştuk, ver elini Cunda!..










Ayvalık'ta bir endurocu gibi değil gibi olan ayvalıklı.










Cunda'da kedili sokak.


















Cunda'da kilise.


















Giriş yasakmış çünkü çökme tehlikesi varmış,
Ayvalık Belediyesiymiş.










İçine girmesek de bahçesine girmemiz icab ediyor.










...Çünki kilisenin bahçesi dut ağaçlarıyla dolu, ve ağaçlar dutla dolu.
Cundalılar pek dut sevmiyor galiba...


















Dut yemiş bülbül gibiyim. Sessizlik açısından
değil, memnuniyet açısından.










Her gece iş yemeği, her gece rakı balık, insan
yoruluyor haliylen...










Ertesi sabah kahvaltıda bala arı dadandı.
Alooo, siz balı yemiyeceksiniz, yapacaksınız!
Çaktın köfteyi?..










İşi olanlar tekrar toplantıda, işi olmayanlar eğlentide.










Tekrar toplantı sonrası, tekrar istikamet Cunda.










İki gündür rıhtımda yerde gördüğümüz numaralar
şekiller bilmemneyler meğerse ki canlı güneş saatiymiş.










Hangi ayda isek onun üzerinde duruzluyoruz, gölgemiz o anki saati gösterizliyor.
İstiklal'e şöyle cadde boyunca beş on tane yapsalar ya bundan, insanın kol
saatine bile ihtiyacı olmaz ayol...

















Rıhtımdaki bir kaaveye oturuyoruz. Tarihi yörenin
kaavesi de pek afilli oluyor be..


















Böyle şekilli mekan cihangirde olsa hemen
kafe bar restoran olurdu. Burda ise kaave.










Şekilli de olsa kaave kaavedir ve her kaavede
okey oynanacaktır.










Yine gece, yine iş yemeği.










Yine rakı, roka ve balık.










Gecenin bir saati otelin merdivenlerinden çıkan
Selda'nın sırtının fotoğrafını çekişim sadece
ve sadece belgeselci kişiliğimden kaynaklanıyor.










Sabahın köründe yeşil donumun fotoğrafını çekişim de sadece belgeselci kişiliğimden kaynaklanıyor.Siz ne sandıydınız?..









Eee, papaz her zaman pilav yemez, şirket çalışanı da
her zaman balık yemez. Yarın yine ofiste gelsin tostlar,
pideler...










Motorcu güzeli Seldoşka.










Dönüş yolunda durduğumuz bu benzincinin ağaçlık
çardakları pek çekici olsa gerek ki başka motorcular da
durmuşlar.










Endurocu bir kişi, motoru ne kadar çamurlanırsa o kadar
sevinir. Öyle sanıyorum ki çopırcı kişiler motorları
ne kadar parlarsa o kadar seviniyorlar.










Orman perisi Seldoşka.










Seldoşka ile Memoşko.










Feribot kuyruğu.










Feribotta aşk başkadır.










Feribotun en güzel tarafı, çıkışta sıkıcı
yenikapı sahil yolunda kısa süreliğine de olsa
diğer motorlarla birlikte yol almak...










Cihangir'e varınca eve çıkmadan önce
Cihangir Kafe'ye uğrıyalım dedik ve bir de
kimi görelim, Oky orada oturmuyor mu?.. Hemen
onu yoğun motor muhabbetimizle sıkıverdik...







1 comment:

kriker said...

Tadını çıkara çıkara moto-tatil böyle olur işte. Tek kelimeyle mükemmel. Tatilde de çizmeye devam etmişsiniz...